Uluğ Türkistan -1

SELAMÜNALEYKÜM; ne demiş büyüklerimiz “Önce selam, sonra kelam” Yüce Allah(C.C.)’ın selamı, rahmeti ve bereketi hepimizin üzerine olsun duası ve temennisi ile selamımızı verdikten sonra inşallah kelamımıza başlayalım. “Size öyle bir vatan aldım ki; ebediyen sizin olacaktır.” diyen Büyük Selçuklu Sultanı ALPARSLAN’ı, bizlere bu coğrafyaları vatan yapan şanlı ecdadımızı, kahraman şehit ve gazilerimizi, bütün geçmişlerimizi saygı, hürmet ve rahmetle anıyorum, ruhları şad, makam ve mekanları cennet olsun. 

30.07.2019 tarihinde yayınlanan “KISSALAR VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ” başlıklı yazımda 12 - 22 Temmuz 2019 tarihleri arasında yapmış olduğum Uluğ Türkistan (Kırgızistan-Özbekistan) ziyaretim ile ilgili hatıralarımı sizlerle paylaşacağımı bildirmiştim. Bu konuyla ilgili olarak 28.09.2019 tarihinde Kayseri Develililer Derneği’mizde hemşehrilerimizle bir araya gelerek bir sohbet yaptık. Bu haftadan itibaren de inşallah sizlere hatıralarımızdan kesitler aktarmaya gayret edeceğim. Bana bu ziyaret imkanını bahşeden Yüce Allah(C.C.)’a sonsuz şükürler olsun. Ziyaret dolayısıyla bir kere daha Fatih SOLMAZ, Okan CİNGİL kardeşlerim, hürmetli Kırgız gardaşlarım Kyialbek DYİKANOV, Mairambek TASHKULOV ve Özbek kardeşim Hursand YOLDAŞ olmak üzere bütün yol arkadaşlarıma bir kere daha buradan selam ve muhabbetlerimi bildiriyorum. Türklüğün Ulu Ozanı, çağımızın Dede Korkut’u, 13.02.2019 tarihinde Rahmeti Rahmana kavuşan Ozan ARİF “Hayal Ederek” isimli şiirinde şöyle diyordu. 

Tarifi imkânsız hisler içinde 

Seviniyor, coşuyorum şu anda 

Turan görünüyor sisler içinde 

Yollarına düşüyorum şu anda

Aşkabat’tan çıkıp Taşkent yoluna 

Semerkant, Buhara, Özbek eline 

Amu-Derya olup Aral gölüne 

Dolup, dolup taşıyorum şu anda

Horasan’ın erleri de pişmişler 

Anadolu Rumeli’ye düşmüşler 

Onlar bir ışık, bir güneşmişler 

Nurlarında ışıyorum şu anda

Aynen bu duygularla yola koyulmuştum, içim içime sığmıyordu. Eksik te olsa adeta bin yıllık bir vuslat gerçekleşiyordu benim için. NEDEN TÜRKİSTAN’a ORTA ASTA denildi, bu tabir de nereden çıktı? Türkistan deyimi yerine Orta Asya denilmesi ve Türkistan’ın isminin sadece Kazakistan da bir şehire ad olarak verilmesi, bütün Türkistan Türklerinin Azeri, Özbek, Kırgız, Tatar şeklinde bölünmesi bir Rus Politikası idi. 1930 yılına kadar Sovyet coğrafyası diye anılan, bizim Türkistan’ımızdaki kardeşlerimizin hepsi Türk adıyla anılıyor, pasaportlarında da Türk yazıyordu ve bu kardeşlerimiz Latin alfabesi kullanıyorlardı. 1928 yılında Türkiye alfabe birliği için Latin alfabesine geçince Ruslar sadece Türkleri Kiril alfabesine geçirip onları Azeri, Özbek, Kazak, Kırgız diye böldüler. Ama az kaldı çok şükür şu anda bir Kırgızistan kaldı, Latin alfabesine geçmeyen veya geçemeyen. Hatta geçenlerde Kırgızlarında Latin alfabesine geçeceği haberleri düştü ajanslara. Bütün Türkler artık Xoshgelipsiz yani Hoşgeldiniz diyorlar, bizim Türkiye’li gardaşlara duyurulur. Maalesef bir dönem Selçuklu, Türk mitolojisi yerine İranlı Firdevsinin masallarına kanıp Pers kahramanlarını öğrenmişti, Osmanlı ise Arap masallarına kanıp kendi benliğini unutmuştu. Tarih şuna şahittir ki kendi öz benliğini kaybeden milletler yaşama şanslarını da kaybederler.

Türk milleti devlet olarak Karahanlılar zamanında sultan Satuk BUĞRAHAN (940) kendi ismini Abdülkerim Satuk BUĞRA olarak değiştirmek suretiyle devlet olarak İslamiyet’i kabul etmişlerdi. Gerçi Karahanlılardan önce Hazar Bulgarlarının müslüman oldukları da tarihi kayıtlarda mevcuttur. Türklerin İslamiyeti kabulünden önce özellikle Emevi ve Abbasi Sultanları zamanında Türkistan coğrafyası ile Araplar arasında ilişkiler oluyordu. Araplar Türkistan coğrafyasına derya’nın, ırmağın ötesi anlamına gelen AMUDERYA ismini verirken Turanlılar zamanında İranlılar Türk coğrafyasına AFRASYAP yani ALPERTUNGA ismini veriyorlardı.

1993’de Türkiye’ye gelen ilk Kırgız öğrencilerden Akılbek demişti ki “Sovyetler döneminde Türk milletlerinin dilleri birbirinden çok farklıymış gibi gösteriliyordu. Ben ne zaman Türkçe öğrenmeye başladım, bütün Türk dillerinin birbirine çok benzediğini gördüm.” “Ben de bu tabloya bir Kırgız kızı resimleyeyim diye başladım, bittiğinde bir Türkmen kızına daha çok benziyordu. Türk milletleri olarak dillerimiz, kıyafetlerimiz ve geleneklerimizle biz de birbirimize çok benziyoruz. Farlılıklarımızı düşünerek kavga etmek yerine benzerliklerimizi görerek birlik olabilsek ve koşulsuz sevebilsek, işte o zaman her şeyi başarırız.”

Türkistan denilince aklıma ilk gelen Hoca Ahmet Yesevi ve tabiî ki Emir TİMUR yani TİMURLENK. Hoca Ahmet Yesevi’yi inşallah kısmet olursa medfun olduğu Kazakistan’a ziyaret ile yerinde gördükten sonra başka bir yazı konusu yapmak üzere şimdilik Timur Han ve Türkistan ziyaretimiz hakkında bildiklerimi ve gördüklerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. O kendisini takdim ederken genellikle “Biz ki Melik-i Turan, Emîr-i Türkistan’ız, Biz ki Türkoğlu Türk’üz; Biz ki milletlerin en kadîmî ve en ulusu Türk’ün başbuğuyuz!”der, “Bütün Turan’ı kılıcım ile birleştireceğim. Turan’ın önceki kudretini geri vereceğim.” diyerek milletine hedef gösterirdi. Cumhuriyetimizin kurucusu Büyük Atatürk’ün “O şüphesiz ki gelmiş geçmiş en büyük komutandır.” dediği, TİMUR kendisi, eşi ve 8 askeri ile imparatorluk kurma hayaline doğru yola çıktı. Horasanlı 3 askeri de bir gece kaçınca 7 kişi kaldılar. Azız demeden 7 kişi çıktığı bu kutlu yolda; Osmanlının 200 yılda elde ettiği toprakların 2 katına, tam 17 senede ulaştı. 7 yıl boyunca Osmanlının fethedemediği İzmir’i 7 günde ele geçirdi, 27 sultana diz çöktürdü. Timur Devletinin kurucusu, Özbek halkının ve tabiî ki Türk Milletinin gurur kaynağı, hiç yenilmemiş büyük Türk Hakanı, Komutanı, Başbuğ Emir TİMUR kimdir.

TİMUR, kendi adıyla anılan büyük Türk İmparatorluğu’nun kurucusudur. 8 Nisan 1336’da, Türkistan’ın Keş şehrinde dünyaya geldi. Semerkand’ın güneyinde bulunan bu yerin bu günkü adı “Yehr-i Şebz”dir. Babası, Barlas oymağının beyi TURAGAY (Turgay), annesi TEKİNE HATUN idi. Turagay mütevazi ve dindar bir kimse olup vaktinin çoğunu ulema ve şeyhler ile sohbetle geçirdi. Bu itibarla alim ve şeyhlere hürmet, Emir Timur’da henüz çocukluk devresinde yer etti. Barlas boyu Orta Asya’dan gelen bir Türk kavmidir. O devirde Barlas boyu Çağatay Hanlığı’na bağlı idi. Timur’un babası, 1360’da ölmüş, onun yerine geçen amcası Hacı Barlas’da 1361’de öldürülmüştü. Timur, o sırada 25 yaşlarında idi. Cesur, zeki, bilgili bir Türk asilzadesi olan Timur, siyasî ve askerî dehasını gösterecek her fırsattan yararlanacak, kısa zamanda yükselecek ve cihangir olacaktı. Doğu Türk Hakanlığı’nın tahtına çıkacak, imparatorluğun sınırlarını İtil (Volga)’den Hindistan’daki Ganj Nehri’ne, Tanrı Dağları’ndan İzmir ve Şam’a kadar uzatacaktı. İskender, Sezar ve Dârâ gibi ünlü cihangirlerin seviyesine çıkabilmek için, Timur, hepsi zaferle sonuçlanan 17 sefer düzenlemiş, 27 ülkenin hakanına baş eğdirmiş, onlara baş olmuştu. Böyle bir şahsiyeti çocukluğundan itibaren bazı özellikleriyle tanımak gerekir.

Toplum Bilimi (Sosyoloji)’nin kurucuları arasında anılan meşhur düşünür İbn-i Haldun onun hakkında şöyle diyordu. “Çileli hayatımda nice hükümdarlar tanıdım, bildim. Ancak gerçek hükümdarın kim olduğunu Emir Timur’u tanıyınca anladım. O gerçek bir cihan hakanıydı. O halka karınları doysun diye yemek verip çekilmek yerine, bizleri sofrasında ağırlayarak değer göstermiş, şeref duyurmuştur. Bunca Hakanı alt etmiş, uçsuz bucaksız topraklara hükmetmiş bir hükümdar da, bir nebze olsun kibir görmedim. Emir, tarihi çok iyi bilirdi. Ziyafetten önce geçmiş atalarının ruhuna şefaat ettirirdi.” Timur Han, iktidar mücadelelerinden yorgun düştüğü günlerde, eski bir dostu olan değirmencinin yanına sığınır. Değirmenci zorda gördüğü Timur’a, sırtında yarım buğday tanesiyle, güçlükle basamakları tırmanan bir karıncayı gösterir ve der ki; “Bak Timur, bu yükün altındaki karıncanın gayreti, onu bekleyenlerin umudundandır.” İşte bizim gayretimizin kaynağı da bu.

…………

Haftaya devam edeceğiz inşallah. Selam ve muhabbetlerimle;




Okunma Sayısı: 109
Eklenme Tarihi: 8.10.2019 15:35:58
Bu habere eklenmiş yorum bulunamadı. İlk yorum yapan siz olabilirsiniz.!