Kıssalar ve Düşündürdükleri

12 - 22 Temmuz 2019 tarihleri arasında yapmış olduğum Uluğ Türkistan (Kırgızistan-Özbekistan) ziyaretimi tamamlayarak Türk Yurtlarının özü, özeti olduğuna inandığım Türkiye’mize döndüm. Bana bu ziyaret imkanını bahşeden Yüce Allah(C.C.)’a sonsuz şükürler olsun. Ziyaret dolayısıyla başta Fatih SOLMAZ, Okan CİNGİL kardeşlerim, hürmetli Kırgız gardaşlarım Kyialbek DYİKANOV, Mairambek TASHKULOV ve Özbek kardeşim Hursand YOLDAŞ olmak üzere, bütün yol arkadaşlarıma buradan selam ve muhabbetlerimi bildiriyorum. İnşaallah önümüzdeki haftalarda ziyaretimle ilgili hatıralarımı sizlerle paylaşacağım. 

Bu hafta Develi’mizin yetiştirdiği değerli insanların düşüncelerini paylaşarak, halleştiği “DEVELİ’DEN DOSTLAR” isimli WhatsApp grubumuzdan bahsetmek istiyorum. Çoğu Develi dışında yaşayan ama Develi sevgisi her an taptaze olan bu insanlarla hem Develi’miz, hem de genel konular da oldukça önemli fikir alış verişlerimiz olmaktadır.  Bu paylaşımlardan biri cami, cemaat, ibadet, iman ve kurban üzerine idi. Bu vesile ile şimdiden önümüzdeki hafta idrak edeceğimiz Kurban Bayramı’mızı tebrik ediyorum. Bu sene inşallah bayramın 4. Günü grup arkadaşlarımızla Aksu, Emmioğlu Tesislerinde saat 14’de üçüncü kere bir araya geleceğiz. Katılmak isteyen dostlara saygıdeğer Sabit ÇELİK ve Kadir KARABACAK ağabeylerimiz ile irtibat kurmak suretiyle katılabileceklerini de haber vermiş olayım. 

Çok yararlandığım bilgi paylaşımlarından bir kısmını küçük ilavelerle sizlere aktarmak istedim. “Vakit namazlarını sürekli cemaatle, camide eda eden, Allah’a yürekten bağlı, çok duru gönüllü bir adam varmış. Ama evi, nehrin öbür tarafında olduğu için her vakit namazında, salla nehri geçmek epey vaktini alıyormuş. Bir gün, gittiği camide bir vaaz dinlemiş. Hoca diyormuş ki; “Allah’a öyle inanıp öyle dayanacaksın, öyle güveneceksin ki her işin kolaylıkla hallolsun. Bismillah de gir suya! Yürü git…” diye de bir örnek vermiş Adamcağız bunu duyunca bir sevinmiş bir sevinmiş ki. Oh! demiş. Kurtuldum artık saldan, vakit kayıplarından. Bismillah der geçerim karşıya. Sevincinden içi içine sığmıyormuş. Aynı zamanda da içinden hocaya kızmaktaymış, neden şimdiye kadar söylemedi bunu diye. Dediği gibi de yapmış. Çıkmış camiiden, gelmiş nehrin kıyısına; “Bismillah” demiş ve yürümüş geçmiş. Artık karısı da kendisi de çok mutluymuş bu yüzden. Bir gün hanımı demiş ki; “Yarın o Hocayı al gel, yemeğe! Bak o kadar iyiliği dokundu sana.” “Olur”, demiş adam. Ertesi gün camiden çıkınca, Hocayla anlaşmışlar; eve gidecekler. Hoca; “Bir sal bulalım!” deyince adam şaşırmış ve; “Ne salı Hocam? Sen demedin mi Bismillah de yürü git! Ben o günden beri öyle yapıyorum. Hadi geçelim.” Hoca hayret içinde, hatta dehşet. Neden sonra titrek yüreğiyle, melûl mahzun bakmış adama ve; Ah! Demiş. Keşke benim imanım da, seninki gibi “acaba”sız olsaydı. Ben de Senin gibi yürür giderdim.” Merhum Seyit Ahmet ARVASİ hocamız bu konuyla ilgili “Önemli olan denizin yüzünde yürüyebilmek değil inanabilmektir.” diyordu. Hocamızı ve bütün geçmişlerimizi rahmet ve şükranla anıyorum.

Bu kıssayı okuyunca aklıma aşağıdaki hikayeler geliverdi. “Anadolu’daki kasabaların birinde, caminin tam karşısında arazisi olan adam, bir pavyon inşa etmeye başlamış. İmam ve cemaat buna şiddetle itiraz etmişler. Ancak mal sahibinin, kendi arazisi üzerine ne açacağına da hukuken karşı çıkamamışlar. Bütün cemaatin tek yapabildiği şey, imamın öncülüğünde bu pavyon için her gün beddua etmekten öteye geçememiş. İnşaat ilerlemiş ve açılışa günler kala her nasılsa bir yıldırım düşmesi sonucu gece kulübü yerle yeksan olmuş. Caminin cemaati bu olaydan duydukları büyük memnuniyeti saklamaya gerek görmemişler. Pavyon sahibi, cami imamının ve cemaatin direkt veya indirekt bu hasardan sorumlu oldukları iddiasıyla tazminat davası açmış. Cami imamı ve cemaat, savcılığa verdikleri savunmalarında yaşanan bu olaydan dolayı sorumlu tutulmalarına şiddetle itiraz etmişler ve hadisenin kendi dualarından dolayı meydana gelmiş olabileceği iddiasını da reddetmişler. Gerekli tüm prosedürler tamamlanıp, mahkeme günü geldiğinde hakim dosyayı dikkatle incelemiş ve taraflara dönüp: “Bu konuda nasıl bir hüküm verebileceğimi bilmiyorum ancak dosyadaki tutanaklara bakarsak ortada tuhaf bir durum var. Taraflardan birisi duanın gücüne inanan bir gece kulübü sahibi, diğeri ise duanın gücüne kesinlikle inanmayan bir imam ve cemaati” demiş.

“İri-yarı genç Adam elinde  bıçak ile camiye girer:”Ey cemaat içinizde Müslüman olan var mı?” diye bağırır.

Herkes susar. Başını öne korkuyla eğer.  Yaşlı bir amca kalkar, “Ben varım evladım” der. Eli bıçaklı adam amcaya, “bir dakika dışarı gelir misin” diyerek koluna girer, camiden çıkarlar. Biraz ötede bağlı bir koyunun yanına gidip, “Amca; bu kurbanı kesmeme yardımcı olur musun lütfen, İslami, kurallara uygun keselim” der. Amca koyunu kesmeye başlar. Yaşlılık bu ya her taraf kan olur. Gence dönerek; “Oğlum yoruldum ben.  Camiye git başka birini çağır” der. Genç adam elinde kanlı bıçağı ile camiye girerek bağırır.

“İçinizde başka bir Müslüman var mı ?” Yaşlı amcayı götürüp kestiğini zanneden cemaat korku içindedir. Kimse ses çıkarmaz, ama topluca dönüp imama bakarlar. İmam korku dolu gözlerle cemaate döner. “Ne bakıyorsunuz ulan, iki rekat namaz kıldırmakla hemen Müslüman mı olduk!” der.

Kıssalardan hisseler çıkarabilmek ümit ve temennilerim ile selam ve saygılarımı sunuyorum. Hoşça kalın dostlar…



Okunma Sayısı: 388
Eklenme Tarihi: 30.07.2019 12:45:06
Bu habere eklenmiş yorum bulunamadı. İlk yorum yapan siz olabilirsiniz.!