ARKA-TAŞ, ARKADAŞ

Eski Türklerde at binicileri, atlarına binip muharebeye giderlerken sırtlarına, arkadan gelebilecek tehlikelere karşı kendilerini güvende hissetmek amacıyla taş bağlarlarmış. Arkaya bağlanan bu taş zaman içerisinde güzel Türkçemize “ARKADAŞ” olmuş, arkadaş kelimesi de bu şekilde sırt verilen, dayanılan ve güvenilen anlamlarında kullanılmaya başlanmıştır.

Sevgili dostlar 6 Nisan 2019 Cumartesi günü sabah erken saatlerde aldığım bir telefon ile ürperdim. Telefondaki kişi kıymetli Ali ÖZDAMARLAR ağabeyim idi. “Gardaşım Amedi kaybetik” diyordu, ne diyeceğimi bilemedim, sadece “Başınız Sağolsun Ağabey” diyebildim. Yukarıda tanımlamaya gayret ettiğim gibi gerçekten dayanılan, güvenilen sırt verilen bir ağabeyimi, bir dostumu, bir arkadaşımı kaybetmiştim. Ahmet ÖZDAMARLAR (1960-2019) ağabey Develi’mizde “TOHUMCULAR” olarak bilinen bir sülaleden, 6 erkek, 3 kız evladı olan bir ailenin üçüncü ferdi olan bir arkadaştı, hakkıyla bir dostu. Ahmet ağabeyime ve bütün geçmişlerimize Yüce Allah(C.C.)’tan rahmet diliyorum

Ahmet ağabeyimi andıktan, rahmet diledikten sonra kendisi ile tanışmamız ve yaşamış olduğumuz çok güzel nükteler ile hatıralardan bahsetmek istiyorum. Ağabeyi Ali ile Ahmet ağabeyi aslında Develi’den de bilirdim. Ancak kendileri ile asıl tanışmamız ve muhabbetimiz 1993 yılında Adana’da olmuştu. Kendileri Develi’de esnaflık yapar iken 1984 yılında Adana’ya göç etmişler. Bende memuriyet hayatıma Adana’da başlamıştım. Bir gün Adana’da adı yeni ama kendisi oldukça eski olan tarihi Yeni Cami civarında Develi’den hemşehrimiz ve dostumuz olan Erdal(İbrahim) YÜCEL ile karşılaştım. İbrahim Ağabey beni görünce selam, kelam faslından sonra “Hayırdır, ne yapıyorsun buralarda” diye sordu. Bende memuriyet görevime burada başladığımı, artık Adana’da bulunduğumu söyledim. İbrahim Ağabey tekrar “Özdamar’lardan haberin var mı, onlarda buradalar, hatta dükkanları da çok yakında. Gel seninle oraya gidelim de bize bir “GARA TAVUK” ikram etsinler” dedi. İbrahim Ağabey ile Özdamar’ların, Adana Melekgirmez’de bulunan dükkanlarına gittik. Selam, kelam, hal hatırdan sonra bize domates, salatalık, zeytin, peynir’den oluşan güzel bir yaz menüsü ikram ettiler. Yemek’ten sonra bana “Gara Tavuk”u nasıl bulduğumu sordular, bende şaşırdım ve hangi tavuk diye bildim. İşte ya deyip siyah zeytini gösterdiler. Yalanı Allah sevmez menüden sonra tavuk geleceğini düşünüyordum. Öğrendim ki; orada siyah zeytine “GARA TAVUK” diyorlarmış. Ali ve Ahmet Ağabeyler Adana’da o yıllarda yoğunlukla toptan zeytin ve diğer gıda ticareti ile iştigal ediyorlardı. Sonradan, yanılmıyorsam benden bir yıl önce 2004 yılında Adana’dan Kayseri’ye döndüler, diğer kardeşleri ile birlikte Mimarsinan Organize Sanayi Bölgesinde peçete, tuvalet kağıdı gibi temizlik ürünleri imalatı ve toptan gıda işleriyle uğraşmaya devam ettiler. 

Ahmet ÖZDAMARLAR ağabeyin Mimarsinan Organize Sanayi bulunan işyerine bir gün, Kayseri’de emlak işiyle meşgul olan bir ortak dostumuz, yanında iki bey ile birlikte ziyarete gelmiştir. Bu beyefendi Ahmet ağabeye yaklaşıp sadece ikisi duyabilecek şekilde kulağına Kayseri şivesi ile “Yimi iki, yimi dört, yimi iki, yimi dört (22-24)” demiş. Tabii Ahmet ağabey ilk anda “Yimi iki, yimi dört, yimi iki, yimi dört” ne demek anlamamış. Hal, hatır faslı geçildikten sonra emlakçı beyefendi yine Kayseri ağzıyla “AMEDİM bu yanımdaki beyler senden iyi olmasın çok kıymetli arkadaşlar. Allah nasip ederse inşallah bunları size komşu yapacağız. Kendileri organize sanayide bir iş kurmak niyetindeler, bu amaçla bir yir bakıyorlar. Bu sebeple benden yardım talebinde bulundular. Ben de oraları en iyi bizim Amed bilir diyerek kendilerine senin yanına getirdim. Bu arkadaşlarımız, bu amaçla bir yer satın alacaklar. Buralardaki yirleri senden daha iyi bilen olmaz, buralarda uygun yir var mı, metrekaresi kaçtan gidiyor.” demiş. Tabii bu sohbetten sonra “Yimi iki, yimi dört”ün manası da ortaya çıkmış. Ahmet ağabeyin ifade ettiğine göre gerçekten de oradaki satılık yerlerin metrekaresi 22, 24 bin lira civarında imiş. 

Bir gün yine merhum Ahmet ağabey bozulan makine parçalarından birisini tamir ettirmek üzere Kayseri Yini Senayi’de bir işyerine gitmiş. O gün de eski başbakanlarımızdan merhum Bülent ECEVİT vefat ettiği için bütün televizyon ve radyolar Ecevit’ten bahsediyormuş. Ahmet ağabey iş yerine girip selam verdikten sonra iş yeri sahibinin, dikkatli, dikkatli televizyon izlediğini görmüş. İşyeri sahibi selamı aldıktan sonra da televizyonu takip etmeye devam ediyormuş. Ahmet ağabey bakmış ki işyeri sahibi selamdan sonra kendisine bakıp pek hal hatır sormuyor, konuya girmek istemiş. Son dönemlerin de merhum Ecevit’in sıkıntılar yaşadığını dikkate alarak “Allah rahmet eylesin, bayağı da sıkıntı çekiyordu, kurtuldu.” demiş. Bunun üzerine işyeri sahibi televizyondan başını çevirerek Ahmet ağabeye Kayseri şivesiyle “Ağzını yidiğim ne kurtulması, daha yini yahıyii(yakayı) ele verdi.” demiş. Ahmet abi bunun üzerine bir müddet düşünerek tebessüm etmiş. Aslına bakılırsa işyeri sahibi doğru söylüyordu, rahmetli olmak ile birlikte dünya değiştiriliyor ama bütün hesap öbür tarafta verileceği için adamın tabiriyle yaka yeni kaptırılmış oluyordu, demişti.

 Kıymetli dostlar Yüce Rabbimiz Kuran-ı Kerim de “Ölümün bir hak olduğunu, her canlının ölümü tadacağını” buyuruyor. Ahmet ağabey de ecel şerbetini içti. Her canlı bir gün, er ya da geç mutlaka Ahmet Ağabeyin ifade ettiği gibi “Yakayı ele verecek” bundan kaçış yok. Bu sebeple Yüce Allah(C.C.) hepimize hayırla gelip, hayırla yaşayıp ve hayırla öbür dünyaya gitmeyi nasip etsin. Başta muhterem ağabey ve kardeşleri Ali, Arif, İbrahim, Yusuf ve Mehmet olmak üzere bütün ÖZDAMARLAR ailesine, yakınlarına, sevenlerine sabır ve başsağlığı diliyorum. Tanıma mutluluğuna eriştiğim güzel insanın, cümle geçmişlerimizin, makam ve mekanları cennet olsun, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed(S.A.V.)’e komşu olsunlar inşallah. 



Okunma Sayısı: 487
Eklenme Tarihi: 16.04.2019 16:39:45
Bu habere eklenmiş yorum bulunamadı. İlk yorum yapan siz olabilirsiniz.!